Wednesday, October 19, 2016

3D Baskı ile Kemik Üretmek

Hiperplastik kemik adı verilen yeni bir sentetik materyal rekonstrüktif cerrahide umut veriyor. Normal kemik yapısında bulunan ve rekonstrüktif cerrahide bugün de kullanılan hidroksiapatit normal şartlarda oldukça kırılgan, ancak araştırmacılar onu başka bir polimerle karıştırarak esneklik kazandırmışlar. Sonrasında da 3D yazıcı ile bu materyalden kemik greftleri üretmişler. 
Hiperplastik kemik kolayca kesilebiliyor, bükülebiliyor, ayrıca delikli yapısı nedeniyle içinde damarların gelişimi için uygun bir ortam sağlıyor. Bir deneyde hiperplastik kemikten yapılmış çatılar içine yerleştirilmiş insan kök hücrelerinin gelişip boşluğu hızlıca doldurduğu, hatta mineralize olduğu görülmüş.     
Bugüne kadar hayvan deneyleri yapılmış hiperplastik kemik ile, insanlar üzerinde henüz kullanılmamış. Örneğin bir farenin iki omurunu birleştirmek için kullanılmış. Başka bir çalışmada da bir Rhesus maymununun kafatasındaki sağlıksız bir bölge hiperplastik kemikten mamül bir implant ile değiştirlmiş. Her iki vakada da vücut dokuları ile tam entegrasyon olmuş.  
Hiperplastik kemik oda ısısında 3D yazıcı ile üretilebiliyor, bu da kişiselleştirmeye olanak sağlıyor. Ayrıca kolayca saklanabiliyor ve taşınabiliyor. 
Çalışma geçtiğimiz eylül ayında Science Translational Medicine'de yayınlanmış. 

Kaynak: The Verge

Tuesday, October 11, 2016

Şeker Endüstrisi Bilim İnsanlarına Şeker Kalp Hastalığı İlişkisini Görmezden Gelmeleri İçin Para Vermiş

Kalp hastalıkları hem erkek hem de kadınlar için hala en önde gelen ölüm sebebi. Yalnızca ABD'de her yıl yaklaşık 600,000 insan kalp hastalıkları ve ilişkili durumlar nedeniyle hayatını kaybediyor. Kalp hastalıklarının bilinen en önemli sebepleri ise obesite ve diyabet, ki her ikisi de aşırı şeker alımı ile bağlantılı. 
Geçtiğimiz ay içinde JAMA'da yayınlanan bir makale ile şeker endüstrisinin 1960'lar ve 1970'lerde, kalp hastalıklarının sebepleri arasında diyetle alınan yağların rolünü öne çıkarırken şekerlerin rolünü hafifseyen bazı çalışmalara sponsor olduğu ortaya çıkarıldı. Örneğin 1967'de The New England Journal of Medicine (NEJM) 'de yayınlanmış bir literatür değerlendirmesinde kalp hastalıkları beslenme ilişkisinde yağlar ve kolesterol işaret edilmiş, ama 1950'lerden itibaren yapılmış çalışmalardaki artan kanıtlara rağmen şeker kalp hastalığı ilişkisi görmezden gelinmiş. Makalenin yazarlarının arşivlerde bulduğu belgeler 1965-1966 yıllarında Harvard'dan beslenme profesörü Dr. Mark Hegsted tarafından yönetilen bu kalp hastalığı araştırmasının şeker endüstrisi bağlantılı Sugar Research Foundation (SRF, bugün Sugar Association) tarafından fonlandığını, hatta kuruluşun çalışmanın hedeflerini belirlediğini, taslaklarını gözden geçirdiğini gösteriyor. Bilim insanları şeker ile koroner kalp hastalıkları ilişkisinin araştırılması açısından yıllar kaybedildiğini, bunun toplum sağlığına etkisini ölçmenin imkansız olduğunu söylüyorlar. 
Endüstri ile bilim dünyası arasındaki ilişkilerin uygun kontrol mekanizmaları ve yeterli etik zemin olmadan nasıl güvenilirlik sorunlarına yol açabileceğini ve bunun hepimizi nasıl olumsuz etkileyebileceğini gösteren güzel bir örnek California Üniversitesi'nden Laura A. Schmidt ve arkadaşlarının çalışması. 

Makaleye buradan ulaşabilirsiniz.

Thursday, October 6, 2016

Otonom Araçlar Hayatımızda Neleri Değiştirecek? (1)

Son dönemin teknoloji gündemini belirleyen ana trendlerden biri otonom araçlar (diğeri de aslında otonom araçlardan bütünüyle ayrı düşünemeyeceğimiz yapay zeka). Otonom araçlar yakın zamana kadar Google ve Tesla isimleriyle beraber anılırken artık farklı sektörlerden onlarca şirket sürücüsüz otomobil üretme hedefiyle hareket ediyor. Bunlar arasında Audi, BMW, Ford, GM, Honda, Hyundai gibi içten yanmalı motor endüstrisinden, UberBaidu, Intel gibi teknoloji/yazılım dünyasından isimler var. Daha bir-iki sene öncesine kadar tam otonom araçları yollarda görebileceğimiz yıllar olarak en iyimser olanlar bile 2025, hatta 2030'ları işaret ederken, bugün bu 2020'ye kadar çekilmiş durumda. 
Peki sürücüsüz araçlar yollara çıktığında hayatımızda neler değişecek? Birkaç yazı boyunca maddeler halinde bunu tartışmaya çalışacağım.     

  1. İnsanlar artık otomobil sahibi olmayacak. Ulaşım sürücüsüz araba filolarına sahip şirketlerin sunduğu bir hizmet olacak. İhtiyacınızı akıllı telefonunuz (ya da benzeri bir platform) aracılığıyla belirttikten sonra kısa zamanda aracınız kapınıza gelecek, işiniz bitince de gidecek. Bunun teknik, ekonomik ve güvenlik alanlarında çok büyük sonuçları olacağı açık. 
  2. Dünya ekonomisinde teknoloji/yazılım şirketlerinin ağırlığı daha da artacak. 'Para' bu araçlar için yazılım ve batarya üreten, servis hizmeti sağlayan, şarj istasyonu altyapısı kuran şirketlere akacak. 2025 yılında 1.5 trilyon dolar değerine ulaşacağı düşünülen bu pazarda dev şirketler ortaya çıkacak. Bu değişim sürecinde çağa yeterince hızlı ayak uyduramayan bugünün otomobil üreticilerinin bir kısmı yok olacak. 
  3. Araç dizaynlarında radikal değişiklikler olacak. Sürücü için yer ayrılması gerekmediğinden iç mekanlar farklı şekillerde düzenlenebilecek. Araçlar daha kontrollü bir ortamda çalışacağı için yapımlarında farklı materyaller kullanılabilecek. 
  4. Sürücü ehliyeti sonraki kuşakların ancak müzelerde görebileceği bir belge olacak.   
  5. Araştırmalar sürücülerin günde ortalama 20 dakikayı park yeri aramakla harcadığını gösteriyor. Ayrıca zaten yer sıkıntısı yaşanan şehir merkezlerinde başka amaçlar için kullanılabilecek çok sayıda alan park yeri olarak kullanılıyor bugün. Otonom araçlar ise çoğu zaman hareket halinde olduklarından park yeri ihtiyaçları çok daha az, park etmeleri halinde ise bunu insanlardan çok daha efektif bir şekilde yapabiliyorlar. Sonuçta park yerlerinin farklı kullanımı şehirleri bir anlamda yeniden tanımlayacak.  

Devam edeceğim...

Tuesday, October 4, 2016

2016 Tıp Nobel'i Otofaji Konusundaki Çalışmaları ile Yoshinori Ohsumi'ye


Bu yılın Nobel Tıp ödülünün sahibi Tokyo Teknoloji Enstitüsü'nden Yoshinori Ohsumi. Ohsumi'ye ödülü getiren ise otofaji ile ilgili çalışmaları oldu.
Yunanca auto- ve phagein kelimelerinden köken alıyor otofaji ifadesi, kendini yeme anlamında. Fonksiyonunu yitirmiş veya gereksiz hücresel yapıları parçalarına ayırarak ortadan kaldıran ve bunların yapıtaşlarını yeniden hücrenin kullanımına sokan doğal bir mekanizma. Bir anlamda hücrenin ev temizliği yani. Mekanizmanın, açlığa cevap olarak hayatta kalabilmek için hücrenin bazı yapılarını 'yemesi' şeklinde ortaya çıktığı, bu evrimsel uyum sürecinin zamanla infeksiyonlara ve kanser gibi bazı hastalıklara karşı hücrelerin asli korunma yollarından birine dönüştüğü düşünülüyor. Otofaji özellikle nöronlar gibi uzun zaman yaşayan hücreler için önemli. Bu mekanizmadaki bozuklukların Alzheimer, Parkinson ve diğer nörodejeneratif hastalıkların gelişiminde rolü olması olası.
Otofaji konusunda 1950'li yıllarda ilk araştırmaları yapan ve terimin isim babası olan Belçikalı bilim adamı Christian De Duve de 1974 yılında Nobel'i kazanmıştı. 1990'lı yıllara kadar unutulan otofaji konusu özellikle Ohsumi'nin çalışmaları ile yeniden bilim dünyasının gündemine geldi ve mayalar üzerinde yapılan çalışmalarla otofaji ile ilişkili genlerin tespit edilmesi konuya ivme kazandırdı.
1945 doğumlu olan Yoshinori Ohsumi 2014'teki emekliliğinden sonra da Tokyo Teknoloji Enstitüsü'nde ders vermeye devam ediyor.