Los Angeles merkezli Science 37 adlı bir şirket tamamen akıllı telefonlar üzerinden yürütülmüş ilk klinik çalışmayı tamamladıklarını duyurdu. Şirket kurucusu ve CEO'su Dr. Noah Craft'a göre bu ilk sanal girişimsel, randomize, plasebo kontrollü çalışma.
AOBiome Therapeutics'in yeni akne tedavisinin faz 2b çalışması için toplam 372 hastanın dahil edilmiş çalışmaya. Katılımcılara bir iPhone ve hastanın kendisinin günde iki kez uygulayacağı sprey şeklindeki ilaç verilmiş. İşlemler, Science 37'nin gerçek zamanlı video görüşme, veri toplama ve elektronik onay alma gibi hizmetler sunabilen mobil Network Oriented Research Assistant (NORA) platformu üzerinden yürütülmüş. Katılımcılar hatırlatıcılarla belirli aralıklara ilaç uygulaması ve anketleri doldurma konusunda uyarılmış, düzenli olarak NORA üzerinden bir araştırma koordinatörü ile görüşmüş.
Bu şekilde yapılan bir klinik çalışmanın tıp camiasında ne kadar kabul göreceğini tahmin etmek güç. Güvenlik ve inandırıcılık ile ilgili şüpheler olacağı açık. Ama Google GV, Sanofi ve AmGen'in de aralarında bulunduğu çeşitli şirketlerden toplamda 69 milyon dolar fon topladığına göre yatırımcılar Science 37'nin iş modeli ve geleceği ile ilgili ikna olmuş görünüyor,
İngilizce literatürde Precision Medicine diye bir kavram var, Türkçe'ye 'Hassas Tıp' diye çevriliyor. Bana, aralarında tanım bazında kısmi farklılıklar olsa da kişiselleştirilmiş tıp ifadesi daha uygun ve (tanım kalabalığı yapmamak açısından) yeterliymiş gibi geliyor, çünkü ABD'nin sağlık bakanlığı diyebileceğimiz The National Institutes of Health'in yaptığı tanım şöyle: Hastalıkların tedavisi ve önlenmesinde genler, çevre, yaşam stili gibi bireysel değişkenleri de göz önüne alan yeni bir yaklaşım. Tedavi stratejilerinin istatiksel ortalama insana göre geliştirildiği ve aynı hastalıktan muzdarip herkese aynı şekilde uygulandığı tedavi yaklaşımlarından farklı olarak, kişiselleştirilmiş (veya hassas) tıpta hekimler ve araştırmacılar hangi tedavinin hangi hasta grubuna daha uygun olduğunu daha kesin olarak belirleyebiliyorlar.
Kişiselleştirilmiş tıp yeni bir kavram olmasa da günümüz teknolojisi böyle bir stratejinin uygulanabilmesinin kapılarını ilk kez açıyor insanlığa, ve buradaki anahtar kelime de data. Giyilebilir teknolojiler, sağlık sensörleri, ucuz genom analizleri ile büyük veri (big data) çözümleri ve yapay zeka hekimlere hasta birey hakkında büyük miktarda veri toplama ve bu verinin hızlı analizi imkanını veriyor.
Büyük veri analizi demek yapay zeka demek tabii. Aslında sağlık alanında yapay zekanın, en azından ANI'nin, kullanımı da çok yeni değil. IBM'in - bir zamanların Jeopardy! şampiyonu - yapay, zekası Watson özellikle onkoloji alanında yıllardır klnisyenlere destek oluyor, Google'ın DeepMind'ı da onu takip ediyor. Zephyr Health büyük veri analizini kullanarak şirketlere danışmanlık yapıyor. Atomwise ise yapay zekayı yeni ilaçlar geliştirmek için kullanıyor. Radyolojide Enlitic, Arterys, 3Scan, genetikte Deep Genomics ise adı öne çıkan bazı diğer girişimler.
Yapay zeka sağlık sektöründe giderek ağırlığını hissettirecek gibi ilerleyen yıllarda. Robotik cerrahiyi, üzerimizde taşıdığımız onlarca sensörü de bu paradigmanın içinde değerlendirirsek sağlığımız artık teknoloji şirketlerinin eline düşecek gibi. Teknolojinin insanın yerini gerçekten almasının mümkün olup olmadığı bir yana bu durumun yaratacağı güvenlik sorunları, etik ve hukuki problemler apayrı bir tartışmanın konusu. Tabii Elon Musk ve Stephen Hawking'in bizi sürekli uyardığı apokaliptik senaryoda olduğu gibi yapay zeka hepimizi yok etmezse...